|
MASİS KÜRKÇÜGİL: KÜRT SORUNUNDA ‘İDRAK EVRESİ - Hakan Tahmaz |
|
|
|
|
Aşağıdaki mülakat 30 Mart 2008 tarihinde Birgün gazetesinde yayınlandı. Bugün halen güncelliğini koruduğu için gündemdeki tartışmalara ışık tutması amacıyla sitemizde tekrar yayınlıyoruz.
Yazar ve yayıncı Masis Kürkçügil, küreselleşen dünyada uluslararası gelişmeleri yakından takip eden sosyalistlerimizden. Bu açıdan Kürkçügil ile bölgedeki gelişmelere pareler, olanaklarımız elverdiği ölçüde Kürt sorununa farklı yönleriyle yaklaşmaya çalıştık. Irak işgali sonrasında yaşanan gelişmelerin çözüme ne türden etki yaptığını konuştuk. Masis ile, 3 aylık olarak çıkardığı ‘Yeni Yol’ dergisinde soruna ilişkin kaleme aldığı yazısını derinleştirmeye çalıştık.
|
|
Devamını oku...
|
|
Sol ve LGBTT Mücadele - Başak Kocadost |
|
|
|
|
En geniş anlamıyla “sol”u; eşitlik, özgürlük ve temel insan haklarını savunan politik duruş olarak tanımlayabiliriz. Bu anlamıyla sol hareket; muhafazakar ve gelenekçi fikirlerin, eşitsiz, tahakküme dayalı, baskıcı toplumsal ilişkilerin karşısında durur. Dolayısıyla solun bu tanımı sadece ekonomik sınıfların arasındaki sömürüye dayalı ezme-ezilme ilişkilerini değil, aynı zamanda kadınlar ve erkekler, farklı etnik gruplar, farklı cinsel yönelim ve kimlikler arasında var olan eşitsizlikleri de içine alır. Sol politika, kapitalizm içinde ezilen ya da özgürlükleri ellerinden alınan tüm grupların yanında yer almak durumundadır. Zaten sol hareketin tarihine baktığımızda, farklı sosyal hareketlerin “sol” adı altında birçok yerde ve birçok dönemde kesiştiğini görürüz. Örneğin Fransa’da 68 hareketi hem önemli işçi grevlerinin, hem öğrenci gösterilerinin, hem de feminist örgütlenmenin birbirini beslediği bir sosyal hareketlenme dönemidir.
|
|
Devamını oku...
|
|
Lezbiyen/Gey özgürlüğü üzerine - IV Enternasyonal XV. Dünya Kongresi kararı (2003) |
|
|
|
|
Lezbiyen/gey hareketleri, 1960’lardan bu yana sayıca önemli bir şekilde artmış ve her kıtaya yayılmıştır. Birçok hareket savunma pozisyonundayken lezbiyen/gey hareketleri bazı ülkelerde önemli kazanımlar elde etmişlerdir. 1980’lerden günümüze, lezbiyen/gey hareketleri, önceden hiç varlığı olmayan bir çok Asya, Afrika ve Doğu Avrupa ülkelerinde ortaya çıkmış ve Meksika, Brezilya ve Arjantin gibi büyük Latin Amerika ülkelerinde varlığını güçlendirmiştir. Ayrıca, Batı Avrupa ve Kuzey Amerika’da çeşitli zamanlarda yüz binlerce insanı harekete geçirmişlerdir. Bu hareketlerle birlikteliğimiz sırasında çıkarttığımız bazı dersler şöyle sıralanabilir:
|
|
Devamını oku...
|
|
Sosyalistler 'boşluk doldurmak' için siyaset yapmaz –Masis Kürkçügil |
|
|
|
|
Aşağıda Birgün gazetesinin 22 Eylül 2007 tarihli nüshasında Masis Kürkçügil ile yapılan bir röportajdan alınmış olan bir bölüm aktarıyoruz. Söyleşiden bir hayli zaman geçmiş olmasına rağmen işaret edilenler maalesef hâlâ geçerlilik taşıdıklarından bu bölümü bir kez daha yayımlamayı uygun gördük.
“Üçüncü cephe” kavramı solda çok tartışıldı geçen dönem. Seçimlerden önce milliyetçiliğin çok yükseldiği ve milliyetçiliğe karşı mücadelenin başat alınması gerektiği yönünde tespitler söz konusuydu. Şimdi seçimlerden sonra bakıyoruz bu tespitleri yapan arkadaşlar milliyetçiliğin öyle güçlü olmadığını görmüş vaziyetteler ve AKP'ye karşı mücadelenin temel alınmasının gerektiğine dair tespitler yapıyorlar. “Üçüncü cephe” kavramı artık bitti mi?
|
|
Devamını oku...
|
|
Tek Çözüm İklim Adaleti Hareketi - Stefo Benlisoy |
|
|
|
|
Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı’nda dikkate alınabilir, güçlü bir karar çıkmaması bir sürpriz olarak değerlendirilebilir mi?
|
|
Devamını oku...
|
|
Kopenhag Zirvesi: Umutlu Olmak İçin Neden Var mı? - Stefo Benlisoy |
|
|
|
|
İklim değişimiyle mücadelede Kyoto Protokolü sonrası sürecin belirleneceği 15. Taraflar Konferansı, nam-ı diğer Kopenhag zirvesine sayılı gün kala kartlar açılmaya, ağızlardaki baklalar çıkarılmaya başlandı. Kendisinden niyeyse çok şey beklenen Barack Obama, ABD’nin 2020 yılında emisyonlarını 2005 düzeyinden yüzde 17 oranında azaltma vaadinde bulundu. Bu, Kyoto çerçevesinde kerteriz noktası olarak alınan 1990 seviyesindeki emisyonlar düşünüldüğünde sadece ve sadece yüzde 4’lük bir azalma anlamına geliyor. Obama’nın zirvenin kapanışına katılmayıp sadece açılış günlerinde Kopenhag’a “uğraması” da bu iddiasızlığın bir göstergesi. Çin ise geçtiğimiz günlerde 2020’ye kadar ekonomisinin karbon yoğunluğunu yüzde 40-45 oranında azaltacağını açıkladı açıklamasına ama bu sadece bir verimlilik artırma vaadi. Yani Çin’in emisyonları azalmayacak aksine artmaya devam edecek. Avrupa Birliği ise görünürdeki daha radikal emisyon indirimi hedeflerini (2020’de 1990’daki seviyenin yüzde 20 gerisi), büyük oranda, soruna kalıcı çözüm getirmekten uzak olmakla ve Güney toplumlarını sömürmekle itham edilen “denkleştirme” mekanizmalarına yaslanarak sağlamayı tasarlıyor.
|
|
Devamını oku...
|
|
Chavez’den Beşinci Enternasyonal Çağrısı: Stalinizmden ve Sosyal Demokrasiden Çıkarılan Hayati Dersler - François Sabado |
|
|
|
|
19-21 Kasım 2009 tarihlerinde Karakas’ta düzenlenen sol partilerin katıldığı bir uluslararası toplantıda Chavez, sol partileri ve toplumsal hareketleri bir araya getirecek bir Beşinci Sosyalist Enternasyonal çağrısında bulundu. Venezüela Birleşik Sosyalist Partisi başkanına göre Beşinci Enternasyonal “halkların gezegeni kurtarma mücadelelerini birleştirecek bir araç” olmak zorunda. Siyasi gündemi, kapitalist sistemin topyekün krizinin belirlediği bir dünyada bu altı çizilmeye değer bir noktadır.
Enternasyonal sorununu ortaya atan liderler ve partiler ağaçta yetişmezler. Bu Chavez’in çağrısının birinci önemli noktasıdır.
|
|
Devamını oku...
|
|
|
XVI. Dünya Kongresi’nin Anlamı - François Sabado |
|
|
|
|
Dünya kongreleri, Dördüncü Enternasyonal’in tarihinde önemli uğrak noktaları olagelmiştir. Kürenin dört bir yanından delegeler ve militanlar, uluslararası durumu, devrimci Marksist programın önemli sorularını, antikapitalist, sosyalist ve devrimci partilerin inşasında edinilen birbirinden farklı ve önemli tecrübeleri tartışmak için biraraya gelirler.
Dördüncü Enternasyonal’in 2010 yılının şubat ayında yapılacak on altıncı kongresi devrimci Marksistler için şimdiden önemli bir olay haline geldi. Altmış kadar ülkenin delegasyonları kongrede bulunacak. Dördüncü Enternasyonal üyesi olmayan çok sayıda misafir örgüt de aramızda olacak. Bu katılım, Enternasyonal’in radikal soldaki çoğulcu tartışmalara katkıda bulunma kapasitesine bir kanıt sayılır.
|
|
Devamını oku...
|
|
Avrupa radikal solundaki gelişmeler üzerine - Daniel Bensaïd |
|
|
|
|
Almanya’da ve Portekiz’de yakın zamanda gerçekleşen seçimler, bir dizi Avrupa ülkesinde yeni bir radikal solun doğmakta olduğunu teyit etti. Almanya’da Sol Parti (Die Linke) oyların yüzde 11.9’unu alarak federal parlamentoda 76 koltuk kazandı. Portekiz’de ise Sol Blok yüzde 9.86 oyla koltuk sayısını ikiye katlayarak 16’ya çıkardı.
|
|
Devamını oku...
|
|
Ekolojik mücadeleler sosyalist programın merkezi unsurudur -Stefo Benlisoy |
|
|
|
|

Genel olarak Türkiye’deki iklim değişikliğine karşı mücadeleyi nasıl değerlendiriyorsunuz? Kopenhag sonrası bir strateji değişikliğine ihtiyaç var mı? Türkiye’de iklim değişikliği olgusuna ilişkin sokaktaki insanın yeterince bilgisinin olduğunu söylemek oldukça güç. Elbette son dönemde ana akım medyada, gazetelerin arka sayfalarında kutup ayısı fotoğraflarına eşlik eden eriyen buz kütlelerine ilişkin kimi haberlerden söz edilebilir ama dünya ölçüsünde bir karşılaştırma yapıldığında iklim değişimine ilişkin kamuoyunda bilgi ve duyarlılığının oldukça düşük olduğunu görürüz.
|
|
Devamını oku...
|
|
Karl Liebknecht’in antimilitarizmi: “Esas Düşman İçtedir!” - Foti Benlisoy |
|
|
|
|
Geride bıraktığımız yüzyıla rengini veren ve onun bir “aşırılıklar çağı” olarak hatırlanmasına sebep olan iki temel hadiseden bahsedilebilir: Faşizmin yükselişi ve Sovyet devriminin Stalinist deformasyonu, yozlaşması. Bu iki hadisenin de ardında Alman devriminin makûs talihinin yattığı söylenebilir. Bolşeviklerin sabırsızlıkla bekledikleri Alman devrimi, 1918-1923 yıllarında yenilgiye uğrayınca Sovyet devriminin tecridi de iyiden iyiye derinleşir. Stalinizm tam da bu tecrit koşullarının ürünü olacaktır. Faşizm ise ancak yenilen devrimin bıraktığı boşlukta yükselecektir. Rusya’da Lenin’in alternatifi nasıl Kornilov idiyse Almanya’da Liebknecht ve Luxemburg’un alternatifi Hitler’dir. Walter Benjamin’in hatırlattığı gibi her faşizm yenilgiye uğramış bir devrime delalet eder.[1]
|
|
Devamını oku...
|
|
Altı Aralık: Bir Sene Sonra - Foti Benlisoy |
|
|
|
|
Herhalde hatırlardadır. Bundan tam bir sene önce, Aleksis Grigoropulos adlı 15 yaşındaki bir gencin polis tarafından katledilmesi Yunanistan’da kelimenin gerçek anlamıyla bir ayaklanmayı tetiklemişti. Yaygınlığı, kitleselliği, kendiliğindenliği, militanlığı, müesses nizamın meşru kabul ettiği siyasal kanalları hiçe sayarak “aşağıdan” bambaşka siyaset etme biçimlerini devreye sokması, baskı aygıtıyla “doğrudan” kafa kafaya gelme iradesi ve uluslararası alanda yarattığı etkiyle “olaylar”, kendi sesinin büyüsüne kapılan devrimci bir jargon gereği değil, otantik anlamda bir ayaklanmaydı. Peki bir sene sonra ayaklanmadan geriye kalan bir şey var mı? Her renkten sinikler için cevap apaçık ve kesin bir “hayır”.
|
|
Devamını oku...
|
|
Hayatın Kıyısından Tarihe Sıçrayanların Hikâyesi - Masis Kürkçügil |
|
|
|
|
Meline Manuşyan’ın büyük bir sadelik, coşku, aşk ve sadakatle donanmış, Misak Manuşyan’ın hayatı hakkında temel kaynak olan “Manuşyan” kitabı türkçede yayımlanırken, herhangi bir yıldönümü, anma, tartışma yokken Fransa’da iki kitap bir çizgi roman daha yayımlandı. Bunlara ilaveten Robert Guédigian’ın “L’Armée de Crime” (Caniler Ordusu) filmi Eylül 2009’da gösterime girdi. Uzun süre Manuşyan’ın kurşuna dizilmeden önce Meline’ye gönderdiği mektuptan esinlenmiş Aragon’un şiiri ve Leo Ferre’nin sesiyle belleklerde yer etmiş olan efsane, biraz daha ete kemiğe bürünüyor. İkinci Dünya Savaşı’nın doksanıncı yılı neredeyse sessiz sedasız geçiştirildi. Nazizmin yenilgisi sanki barbarlığın tarihe gömülmesine yetmişti. Yirminci yüzyılın tanıdığı en büyük felaket, yalnızca verdiği kayıplar, acılardan ibaret değil; en elverişsiz koşullarda bile insanlık onurunu ayakta tutmak için direnenlerin yazdığı sayfalar asla unutulmamalı. Düzenli orduların savaşlarında, salgın hastalıklarda, yoksullukta milyonlar yitirildi. Bütün bu anonim direnişçilerin yanı sıra tarih kendisine beklenmedik muhataplar da buldu. Katliamdan kurtulmuş, işgalden, faşizmden, Frankizmden, nazizmden, Yahudi düşmanlığından kaçmış, yurtlarından sökülmüş, yoksul basit insanlar barbarlık kapıyı çalınca ev sahiplerinden çok daha derin bir duyarlılıkla, zor bela tutundukları hayatın kıyısından tarihe sıçradılar.
|
|
Devamını oku...
|
|
Marksizmin Sürekliliğinde Bir Halka - Masis Kürkçügil |
|
|
|
|
21 Temmuz 1995 günü, yetmiş iki yaşında bir kalp krizi sonucu hayatını kaybeden IV. Enternasyonal Birleşik Sekreterliği üyesi Ernest Mandel'in anısına 24 Temmuz'da Ankara'da, 27 Temmuz'da İstanbul'da, Birleşik Sosyalist Parti lokallerinde iki toplantı gerçekleştirilmişti. Bu yazı ilk toplantıdaki konuşmanın derlenmiş biçimidir.
Ernest'in bir başka vesile ile sık sık kullandığı, Troçki'nin yakın arkadaşı, Ekim Devrimi'nin Merkez Komite üyesi Adolf Abramoviç Yoffe'nin, tedavi olmak için Batı’ya gitmesine izin vermeyen Stalin'i protesto etmek için intiharından önce Troçki'ye yazdığı son mektubu, "bütün hayatım boyunca bir siyasetçinin bir aktörün sahneyi terketmesi gibi zamanı geldiğinde ayrılmasını bilmesi gerektiğini ve geç kalmaktansa erken ayrılmasının evla olduğu kanısındaydım" diye başlar. Bu mektup ölüme, dünyanın geleceğinin olmadığının bilincinde olan bir devrimcinin insanlığın kurtuluşu için mücadelesine dair düşüncelerle zenginleşir.
|
|
Devamını oku...
|
|