|
Kürt savaşı sürerken anayasa çelik çomağı - Masis Kürkçügil |
|
|
|
|
Höykürmelere aldanmamalı; ortada 12 Eylül Anayasası’nı tarihin çöplüğüne gönderecek bir “referandum” yok. Anayasa değişikliği diye gösterilen hususlar ise esasa, yani en azından yurttaşın haklarını açıkça yaptırımlarla güvenceye alan birtakım değişikliklere ilişkin olmayıp yürütme ve yargı arasındaki pazarlıklarla sınırlıdır. Zaten daha Ocak 2010’da AKP kurmayları, Anayasa çalışması yok dediklerinde Başbakan da “madde sayısı az olan bir anayasa değişikliği olabilir” demişti. 12 Eylül Anayasası az-biraz değiştirilerek “demokratikleştirilemez”.
|
|
Devamını oku...
|
|
Ekolojik Bir Sosyalizm İçin… - Stefo Benlisoy |
|
|
|
|
1. İklim değişikliği, doğanın tahrip edilmesi ve ekolojik kriz son yıllarda sosyalistler arasında da eskisine göre daha fazla tartışılmaya başlandı. Siz bir sosyalist olarak bu konuda ne düşünüyorsunuz? İklim değişikliğine ve diğer ekolojik sorunlara neden olan sistemi nasıl tanımlarsınız? Kapitalizmin hangi niteliklerini ve tarihsel özelliklerini bu meseleyle bağlantılı görüyorsunuz?
Ekolojik krizin sosyalistler tarafından giderek daha fazla sorunsallaştırılması, elbette olumlu olarak değerlendirilmesi gereken bir gelişme. Ancak yine de kendini sosyalist olarak tanımlayan hareketlerin çoğunluğu açısından bu artan ilgi, ekolojik sorunların ya da ekolojik krizin, periferik ya da başka bir tabirle ‘çevresel’ mesele ve talepler olarak algılanışını değiştirebilmiş değil. Sosyalist hareketin çoğunluğu, insani özgürleşmenin ancak insanın doğa üzerindeki tahakkümüne son verilmesiyle gerçekleşebileceğini, bu anlamda doğa üzerindeki tahakkümün son bulmasının sosyalist bir programın merkezi unsuru olması gerektiğini kavramış değil.
|
|
Devamını oku...
|
|
Evet! Krizi yok edebiliriz! |
|
|
|
|
Yüzlerce milyar harcadılar. Ne için? Avroyu ve doları, dünya bankacılık sistemini kurtarabilmek, yani kapitalist üretim, bölüşüm ve karlıklık sistemini kurtarabilmek için. Bu devasa deneyin bedelini ise hem yoksul Güney ülkelerinde hem de gelişmiş Kuzey ülkelerinde işçiler, gençler, kadınlar, yaşlılar ve yoksullar ödüyor. Fakat bu kapitalist ekonominin iki yüz yıl önce ortaya çıkışından bu yana yaşanan ‘bildik’ çevrimsel krizlerden biri değil. Bugün sadece ‘finans piyasaları’, ‘para birimleri’ veya ekonomik büyümeyi tehdit eden ve birtakım teknik ve bürokratik önlemlerle çözülebilecek bir kriz değil, ekonomik ve ekolojik krizin iç içe geçtiği bir felaket senaryosuyla karşı karşıyayız. Emek gücünün ve doğal kaynakların iki yüz yıllık sömürüsü bu duruma neden olurken, daha iyi bir toplum için gerekli önkoşullar giderek daha da derinleşen bir tehlikeyle karşı karşıya.
|
|
Devamını oku...
|
|
İsmet Akça ile Söyleşi: Neo-liberal Militarizme Karşı Siyasetin Toplumsallaşması - Foti Benlisoy |
|
|
|
|
Türkiye`de ordunun siyasete müdahalesi ve askeri vesayet, genelde spesifik bir tarihsel gelenek içerisinde anlamlandırılıyor. Bu gelenek çerçevesinde Türk ordusunun toplum karşısında belli bir özerkliğinin olduğu varsayılıyor. Ordu bu özerkliği dolayısıyla kendi çıkarları uğruna sık sık siyasal alana müdahil oluyor ve siyasetin kurallarını tanzim etmeyi neredeyse bir tür gelenek haline getiriyor. Bu model hakkında ne düşünüyorsun?
|
|
Devamını oku...
|
|
Mali Kriz mi Yoksa Bir Bölüşüm Krizi mi? - Özlem Onaran |
|
|
|
|
Küresel krizin yeni bir evresi içerisinde bulunuyoruz. Bu yeni evre krizin maliyetlerini bölüştürme mücadelesiyle belirginleşiyor. Bu kriz 1980’ler sonrasından bu yana küresel ölçekte artan sömürü ve eşitsizliğin bir ürünü olmuştur. Neoliberalizm kapitalizmin altın çağının krizini işçilere geniş çaplı bir saldırı yoluyla çözmeye çalışmıştı. Sonuç 1980 sonrası yıllarda işçinin pazarlık gücünde ve emeğin gelirdeki payında muazzam bir gerileme oldu.
|
|
Devamını oku...
|
|
Ağustos böcekleri, karıncalar ve Yunanistan’da kriz... - Foti Benlisoy |
|
|
|
|
Yerli yabancı, yazılı görsel, her neviden medya bildik bir masal anlatıyor bizlere Yunanistan hakkında. Ağustos böceği ile karıncanın masalı... Ağustos böceği, yani Yunan halkı yaz boyunca yan gelip yatmış, har vurup harman savurmuş, vur patlatıp çal oynamış. Kış gelip de hazırdakiler bitince de açıkta kalıvermiş. Artık keyif çatmanın, tembellik etmenin zamanı geçmiş, karınca misali çalışma vakti gelmiştir. Yapılabilecek yegâne şey, şarkıyı türküyü, oyunu sefayı kesip işe koyulmaktır. Masal deyip geçmemek lazım, hiçbir masal masum değildir, hele toplumsal-siyasal süreçleri anlamlandırmaya soyunma iddiasındakiler.
|
|
Devamını oku...
|
|
Marksistler ve Ulusal Sorun - Michael Löwy |
|
|
|
|
Bu yazının amacı, ulusal sorun üzerine klasik Marksist tartışmanın anahtar nitelikteki birtakım teorik ve yöntemsel yönlerini biraraya getirmektir. Çıkış noktasını Marx ile Engels'in yazılarında tam anlamıyla netleşmemiş tavırlarından alan bu tartışma, 1. Dünya Savaşı öncesinde, İkinci Enternasyonal'de hızlanarak Lenin'in ulusların kaderlerini belirleme hakkına ilişkin formülü ile gerçekçi ve devrimci bir teori durumuna yükselmiştir.
|
|
Devamını oku...
|
|
|
TEKEL, DİRENİŞ, SENDİKA - Deniz Ortak |
|
|
|
|
Türk-İş Tek Gıda İş üyesi Tekel işçileri, 78 gün Ankara’da Türk-İş’in önünde, Tekel’in özelleştirilmesinden ve işyerlerinin kapanmasından sonra kadrolarının başka işyerlerine kaydırılması talebiyle ve adına 4/C denen güvencesiz çalışma koşullarından korunmak için gerçekleştirdikleri eylemler ve direniş geçtiğimiz dönemde bir hayli tartışıldı. Bu direnişin son yıllarda yaşanan “bildiğimiz” eylemlerden farkı ve onu değerli kılan unsur, yukarıdan aşağıya bir çağrı ile değil, aşağıdan yukarıya örgütlenmiş olmasıydı.
|
|
Devamını oku...
|
|
Askeri harcamalarda tek taraflı kesinti! |
|
|
|
|
Yıllardır Türk ve Yunan devletleri, mütecaviz politikalar izleyen tarafın kendisi değil, öteki ülke olduğunu iddia edip, duruyor. Her iki ülke de, barışçıl ve halis niyetlere haiz olduğunu tekrar etmekten usanmıyor. Esasında her ikisi de diğerini suçlarken haklı bir noktaya parmak basıyor! Çünkü Türk ve Yunan egemenleri bir diğeriyle rekabet edip, dalaşmak hususunda sınır tanımıyor. Aralarındaki tartışma özünde kutsal ecdatlarla, dinle veya ulusal azınlıklarla, kendi içinde birer amaç olarak toprak ya da denizler hakimiyetiyle ilişkili değil. Tartışma, iki ülke hükümeti ve burjuvazisinden hangisinin bölgesel piyasalara hakim olacağı meselesine ilişkin.
|
|
Devamını oku...
|
|
Gazze Konvoyu'na Saldırı: İsrail'in Hukuki Dokunulmazlığına Son! |
|
|
|
|
Benjamin Netanyahu ve Avigdor Lieberman'ın aşırı-sağ hükümeti, insan onurunu ayaklar altına almakta ve uluslararası hukuku çiğnemekte beis görmeyen önceki İsrail hükümetlerinden de ileri gidebileceğini göstermiştir. Uluslararası sularda Gazze Özgürlük Filosu'na yapılmış bu canice saldırı, İsrail hükümetinin saldırgan politikalarının eriştiği yeni bir düzeyi temsil etmektedir. Söz konusu saldırıya, dünya kamuoyu ve dayanışma hareketince güçlü bir yanıt verilmesi gerekmektedir.
|
|
Devamını oku...
|
|
Dalgalar, Eklemlenmeler, Sistemler, Krizler…: Feminizmimiz Üzerine Değinmeler - Ecehan Balta |
|
|
|
|
Bir süredir kadın hareketi kendisiyle bir hesaplaşma içinde. Ben bu hesaplaşmayı hayra yoruyorum. Sosyalist Feminist Kolektif’in de bu hesaplaşmanın muteber sonuçlarından bir tanesi olduğunu düşünüyorum. Gerçi hesaplaşmanın nasıl yapıldığı ile ilgili sorunlarım var. Örneğin, karma (kadın ve erkeklerin bir arada yer alışı açısından, yoksa feminist örgütler de çeşitli kimlikleri kapsamak açısından “karmadır”1) örgütler içinde “feminist siyaset yapmama”/ ayrılıkçı siyaset iddiasını bir taktik olarak anlıyorum, ama stratejik bir örgütlenme biçimi “kararı” olarak anlamıyorum. Ama bu sorunumu, tarihin sınamasına bırakmış durumdayım. Bu yazıyı bununla ilgili olarak yazmıyorum.
|
|
Devamını oku...
|
|
Sol ve Homofobi - Ecehan Balta |
|
|
|
|
Her şeyden önce homofobinin hiçbir meşru gerekçesi olamayacağı ama LGBT hareketin solfobik olmak için çeşitli gerekçelerinin olduğunun altını çizerek başlamak gerekiyor. Solun hiçbir kesiminin feminizasyon sürecini tamamlamış olduğunu iddia etmek doğru olmadığı gibi, homofobiden tamamen arınmış olduğunu söylemek de doğru değil. Ama bu hem LGBT hem de feministler için bir mücadele alanı olarak durmaya devam ediyor. Hem içerde hem de dışarıda verilmesi gereken bir mücadele bu. Bu bakımdan LGBT’nin özerk mücadelesini, özörörgütlenmesini desteklemek gerekiyor. Ancak kendi örgütlerimizin de, kendimizin de homofobiye karşı mücadele etmesi hedefini küçümsememek lazım.
|
|
Devamını oku...
|
|
Sosyal Forumlar: Çıkmadık Candan Ümit Kesilmezmiş - Eyüp ÖZER |
|
|
|
|
Yeniyol sayı 35 Ekim 2009
1990'ların sonu ve 2000'lerin ilk yıllarında öyle bir dönem vardı ki, uluslararası protestolar, küresel eylem günleri ve sosyal forumlar pek çok ülkede toplumsal muhalefetin rengini belirleyen önemli dinamiklerdendi. Birçok yerde uluslararası protestolarla eş zamanlı etkinlikler yapılıyor, topluca çeşitli uluslararası finans ve ticaret kurumlarının toplantılarına karşı yapılan eylemlere gidiliyordu. Seattle, Cenova vs. bugün bile sıkça başvurulan tarihsel referanslar haline geldiler ve bu eylemlerin yarattığı kültürden yeni bir eylemci kuşağı yetişti. Kimi siyasi hareketler bu yeni kuşak içinden kendilerine yeni kadrolar kazanmayı başardılar ve bu hareketlerin içinde büyüdüler. Bahsedilen dönem, 1980'lerde Reagan ve Thatcher'la başlayan neoliberal yeniden yapılanma sürecinin sonuçlarının artık iyice belirginleştiği bir dönemdi. Yine bu dönemde, IMF, Dünya Bankası, Dünya Ticaret Örgütü vb. gibi bir uluslararası kurumlar ağı daha önce hiç görülmediği kadar görünürlük kazanmıştı. Neoliberal düzenlemelerin günlük hayatta yarattığı sorunlardan kaynaklanan hoşnutsuzluk, bu kurumlara yönelik tepkilerde kendine somut bir karşılık buldu. Bu kurumlar neoliberalizmin ete kemiğe bürünmüş haldeki temsilcileri olarak görüldü ve doğal olarak da protestolar doğrudan bu kurumların çeşitli toplantılarına yöneldi. Bu da, bu harekete kendiliğinden bir enternasyonalist nitelik kazandırdı. Ancak bu yeni enternasyonalizm tıpkı yeni eylemci kuşağı gibi öncekilerden farklıydı.
|
|
Devamını oku...
|
|
Dünya Sosyal Forumu'nun Ötesinde... Beşinci Enternasyonal - Eric Toussaint |
|
|
|
|
Dünya Sosyal Forum'u (DSF) Uluslararası Konseyi üyesi olan Eric Toussaint, DSF'nin dünyadaki sosyal mücadelelerde daha güçlü siyasal etkisi olan bir platform haline gelmesi gerektiğini savunuyor. Kendisi Forum'un içindeki bu organizasyonun orjinal biçimini koruması gerektiğini düşünen belli grupların direnişinden fazla endişe duymuyor. Onun için çözüm basit. "Eğer Forum bu siyasal işlevi kaldıramaz ise, Forum'u terk etmeden veya onu ortadan kaldırmadan yeni bir enstrüman inşa etmemiz gerekiyor.” Belçika'da bulunan Üçüncü Dünya Borçlarının İptali Komitesi (CADTM) başkanı Toussaint, Brasil de Fato gazetesi [1] için verdiği söyleşide, Venezuela Devlet Başkanı Hugo Chávez'in Beşinci Enternasyonel çağrısına dayanarak, toplumsal hareketler ve siyasi partiler arasında diyalog kurma fikrini savunmakta. Aşağıdaki söyleşide Toissaint global ekonomik krizi, Latin Amerika birliği için girişimleri ve eski düzene ilerici alternatifler olmadığını düşündüğü BRIC (Brezilya, Rusya, Hindistan ve Çin) güçlerinin yükselişini tartışıyor. "Onların istedikleri eski emperyalizimlerle pazarlık ederek, uluslararası iktidardan, emekten ve global ekonomik bölüşümden ve doğal kaynaklara erişimden kendi paylarını almak."
|
|
Devamını oku...
|
|